Sorgusuz,
kelimesiz,
sebepsiz,
bir de sensiz bu hal..
Üşüdüğüm gecelere seni sormam yasak,
gururum yenik ve adaletsiz üstelik..
Ben bunları haketmedim.
Anlatmaya kalksam, herkesin meraklı bakışlarına
esir, bazen alay edercesine güldüğü, bazen şaşırdığı, yığınlarca
öyküyle dolu kısacık hayatımda, artık yerine konamayacak ne çok şey
var.. Kaderin hayal gücünün, bizimkinden çok daha renkli olduğu aşikar
ve ne kadar ağlarsan ağla tükenmiyor körolasıca.. Kendimi aynada
gördüm, - gördüğüm kendim miydi emin değilim ama - ben eskiden böyle
değildim.. Hoş, eskiden ben nasıl biriydim hatırlamıyorum bile.
Dargınım ben, sayamadığım bir çok şeye.. Yüzümdeki her çizginin nedeni
bunlarda gizli. Boşver diyorum çoğu zaman, boşvermek aykırıyken benim
tabiatıma üstelik... Çok mu sevdin, boşver.. Ömründen ömür mü çalındı,
boşver.. İyi ve güzel olan herşeye inancını mı yitirdin, boşver..
Yalnızlığınla yalnız mısın hala, boşver.. Ne, gün olur devran döner
dediğim tüm hayal kırıklıklarımı, ne düşüp düşüp kalkamayışlarımı, ne
yaralarımı berelerimi, ne seni, onu, ne de öteki kadını, hiç mi hiç
unutmadım ben.. Yalanım yok ve üstelik korkum da yok, hala beddua
ediyorum.. Hala sorulmadık hesapları taşıyorum ceplerimde..
Hakkım var,
hakkın(ız) yok..
Sen mesela; şüphelenip günlüğünü okuduğum o gün, keşke doğruyu
söyleseydin bana. Yıllardır üzerimden atamadığım güvensizliğin, ilk
tohumlarının sebebisin belkide sen ya da siz ikiniz..
Ya da sen, içtiğimiz o sabah kahvelerinin de mi hiç hatırı yoktu?
Sırtımdaki bıçağının izi geçmedi hala, ne kadar yetenekliymişsin öyle..
Oysa sırrını hala taşıyorum içimde, ne aptalca değil mi sana göre..
Bana göreyse, avladığı avı yemeden bırakıp gitmek, aslanların işidir!
Neyse..
Gelelim sana.. Vay be.. Basit hesapların, file çorap giyen sevdaların
adamı, yahut adam olamayanı.. Mor çiçekli entari bile, sana çoktu
üstelik. Hatırlıyor musun, bir zamanlar bulunduğun konum sebebiyle,
sana birşey olacak diye ödüm kopardı, sabahlara kadar yemeden içmeden
dua ederdim. Şimdi düşünüyorum da, keşke o zaman ölseymişsin.. Şerefli
bir ölüm, şerefsiz bir ömürden, çok daha iyidir çünkü..
Peki ya sen nasılsın şimdi? Oyuncak sevdaların akılsız kızı.. En güzel
yıllarını saçma sapan şeyler uğruna heba eden, her karşısına çıkan
kişiye aldanan ve sonunda bir zamanlar en yakın dostun olan benim en
güzel hayallerimi çalan sen.. İlk duyduğumda, başımdan dökülen kaynar
suları düşündüm şimdi, vay be, demek sendin ha.. Senin yüzün gözün
parçalandı belki ama sonra geçti değil mi? Ne oldu şimdi? Hangimiz
kazandı? Hangimize yaradı bu saçmasapan işkence.. Duydum evlenmişsin
yıllar sonra ve mutlusundur eminim..
Nereye savursam bilemedim sizleri ve şimdi burada saymadığım
diğerlerini. Aslında, zaman denilen bu garip hadise, ağrıları alıyor
günün birinde, farketmeden.. İyi olmanız için dualar etmiyorum ama
herbirinizi iyi olarak anımsamak istiyorum; bir tek sen hariç!
Ki herkes de biliyorki, ben sadece seni sevdim.. Ben seninle, herşeyi
göze almıştım. Bunun ne demek olduğunu biliyor musun? Eminim
biliyorsundur. Sana ait olan ne varsa, yıllarca gittiğim her yere
götürmüştüm, şehir şehir, mekan mekan... O gözlerin mesela, iki dipsiz
kuyuydu, içinde yığınlarca ceset barındıran... Çıkamadım içinden.. Bir
ömür verdim uğruna, bir ömür daha verirdim; eğer, yalnızca bana
baksaydın.. Ya gülüşün... O incileri her gördüğümde, ferahlardı içim,
yumuşardım, hep böyle gülsen bana, kolay kolay ölmem derdim.. Hiç biri
yok artık şimdi, bir gecede yaktığımı hatırlıyorum, o geceyi çok iyi
hatırlıyorum.. Hayır, bana yığınlarca yalan söylediğin için değil,
ötekine koşup beni yok saydığın için de değil... Yok ettim hepsini,
çünkü, farkettimki benim sevdiğim adam sen değilsin, sen çok başka
birisin.. Masum bir çocuk, kırılgan, aşık ve güçlü bir adam.. Sen
değilsin.. Beni, kendimi bildim bileli, iğrenç bir pişmanlık duygusuyla
başbaşa bıraktığın için, tüm bunları farkettiğim için yokettim senden
kalan ne varsa.. Fotoğrafların, kokun, mektupların, cinayet aleti
gözlerin, gülüşün...
Yüreğimdeki darağacı yıllarca bırakmadı seni, orda kal ve ömrün boyunca mutsuz ol...
alıntıdır.
|